HAYALİMİZDEKİ KURUCUMUZ: MAESTRO GIUSEPPE
BEPPE’yi işletme olarak devralmamız 2010 yılının 1 Nisan gününe uzanır. Daha önce müşterisi olduğumuz BEPPE’de o günden itibaren bankonun arkasına geçtik. O döneme ait anılarımızı farklı yazılarda zaman zaman dile getirdik, bundan sonra da yeri geldikçe paylaşmaktan mutluluk duyuyoruz. Bu yazıda BEPPE’yi tarih içinde bir gezintiye çıkarıp hayallerle süslenmiş bir geçmişe kavuşturma fikrimizin öyküsünü anlatmak istiyorum. BEPPE’nin ana ürününün pizza olması, bizim de pizza servisini sürdürme eğilimimizin sürmesi, ister istemez İtalya’yı BEPPE’nin geçmişiyle ilişkilendirebileceğimizi aklımıza getirdi. BEPPE’nin Giuseppe adının kısaltması olduğunu öğrenince zaten bağlantı kendiliğinden oluştu. Şimdi sıra Giuseppe’yi ete-kemiğe büründürmeye gelmişti. Bu kurgulamayı yaparken geniş bir perspektiften Giuseppe’ye bakmaya çalıştık. Sonunda hayalimizdeki kurucumuzu Sicilya’nın Avola kentinde, kayıtlar o dönemde çok sağlıklı tutulmadığı için 1480’li yıllarda dünyaya gelen bir karakter olarak düşündük. Feodal bir düzende dünyaya gelen, anne-babasını erken yaşta kaybeden Giuseppe’yi sahiplenen bir toprak ağası öyküye girdi. Hikâyenin bundan sonrası heyecan, hüzün, öfke, mutluluk gibi bütün duygularımızı harekete geçiren bölümlerden oluşuyor. Dileriz bir gün bu öyküyü sizlerle paylaşmak mümkün olur. BEPPE’nin ayırt edici bir objeyle kendisini ifade etmesini en başından beri arzuladık. Bu objeyi önce bir pizza saati olarak düşündük ama istediğimiz gibi yaptırmanın maliyeti bizi aştı. Aradan birkaç yıl geçti ve bu objenin bir heykel olmasının bize çok yakışacağını düşündük. Eserlerini çevremizde gördüğümüz İskender Giray, sanki bizim hayallerimizi somutlaştırabilir diye düşündük. (Bu buluşmanın öyküsünü ‘SÖZÜNÜ DEMİRLE SÖYLEYEN SANATÇI’ blog yazımızda kaleme almıştık.) Heykel konseptinin tartışmasını yaparken İskender, Maestro Giuseppe’nin bu iş için en uygun  karakter olacağını söyledi ve ortaya kapıda gördüğünüz görkemli eser çıktı.
Heykelin imalatı sırasında İskender’den geleceğe göndermek istediğimiz bir mesajı heykelin içine gizleyip gizleyemeyeceğini sordum. İskender, başakların bulunduğu sadak kısmının altına mesajı ve yanındaki torbayı koydu.
 
HEYKELDEKİ MESAJ:
Heykele koyduğumuz mesajın, günümüzden yaklaşık 800 yıl sonra bulunacağını varsaydık. Distopik bir yanı olan bu gelecekte, Moda’da BEPPE’nin bulunduğu Moda Burnu artık yaşanmayan, daha önceki dönemlerin binalarının yıkıntılarıyla dolu bir halde. O dönemin hava ulaşım araçlarıyla bu terkedilmiş bölgede kendilerine yaşam kurmak mümkün mü diye bakan
bir aile, çevreye göz atarken, çocuklardan birisi heykelin güneşte parlayan bir parçasını görür. Aile bireyleri el birliğiyle molozları kazarak parçalanmış heykeli ortaya çıkarırlar. Heykel parçalanınca ortaya çıkmış olan sadak bölümünün içindeki yazılı taşı görürler. Taşın üstündeki artık kullanılmayan arkaik Türkçe yazısını, o dönemin tabletine taratıp içeriğini okurlar:
“Merhabalar!
Eğer her şey yolundaysa, bu mesaj ve yanındaki paket geçmişten size bir hediye. Ama her şey yok olmuşsa ve siz yaşamak için çıkış yolu arıyorsanız, bu paket sizin kurtarıcınız.
Paketin içinde bu toprakların doğal ürünü ‘siyez buğdayı tohumu’ var; onları ekin. Bir mevsim sonra toplayın, öğütüp un yapın. Suyla karıştırınca elde edeceğiniz hamur, yaşamanızı sağlar.
Sonrası size kalmış.
Sizlere bol şans diliyoruz.
BEPPE
Kadıköy/İstanbul
V.I.MMXV”
Metinden anladığınız gibi taşın yanındaki torbaya iki avuç siyez buğday tohumu koyup ağzını mühürledik. Anlayacağınız heykeli yalnız obje olarak değil, aynı zamanda zaman kapsülü gibi düşündük. Dileyelim, ilerideki Modalılar bizim tohumlara muhtaç olmadan yaşamlarını refah içinde sürdürürler.