KANGURU ETİNİZİ AZ PİŞMİŞ Mİ ALIRSINIZ?

İçinde yaşadığımız dönemin, kısa bir süre öncesinde değişmeyeceğini düşündüğümüz her şeyi alt üst etmesi gibi bir özelliği var. Bundan yirmi yıl öncesinde fantezi gibi görünen, o zamana göre “uçuk-kaçık” olan fikirlerin bugün bir kısmı hayatımızın ayrılmaz bir parçası olmuş durumda, bir kısmı da gelişme sürecinin değişik evrelerinde.

Profesyonel işimizin temelini yemek oluşturduğu için, yemeğin merkezinde olduğu her şeyi olabildiğince yakından izliyoruz. Belki izlemeye çalışıyoruz demek daha doğru olur, çünkü bu dev alanı hakkıyla takip etmeye hiç birimizin gücü ve zamanı yetmez herhalde. Ama hiç bıkmadan her gün yeniden yemek dünyasındaki yeniliklere, gıda teknolojilerindeki değişikliklere, iletişim araçlarının kullanımına bakmaya devam ediyoruz.

İzlediğimiz önemli başlıklardan birisi, laboratuvar ortamında üretilen alternatif et çözümlerindeki gelişmeler, bu alanda çalışan rakip firmaların hem temel yaklaşımları, hem tüketicilere yönelik ürünlerdeki farklı çözümleri. Teknolojinin bizi heyecanlandıran çözümlerinden önce aslında bugün ve uzak olmayan geleceğin paradigma değişiklikleri konusunda biraz zaman harcayalım.

Hemen her davranışımızı, içinde yaşadığımız dönemin ve coğrafyanın ahlak kuralları sınırlar. Zaman içinde geri gitmemiz mümkün olsa yüz yıl önce çok eşle evlenme, seksen yıl önce bugün yasaklanmış uyuşturucuları özgürce tüketme, kırk yıl önce otobüste ve uçakta sigara içme gibi pek çok başlığın, dönemin kuralları açısından sakınca yaratmadığını görürüz. Bu genel örneklerin yanı sıra, şimdi her ne kadar eleştirilse de, medya gücünü kullanarak margarini tereyağının sağlıklı alternatifi olarak benimsetmek, hızlı büyümeyi sağlamak adına antibiyotikle beslenen tavuklarla piyasayı doldurmak gibi gıda devlerinin algı operasyonlarını da yabana atmamak gerekir.

Toplumun şimdilik küçük (ama büyüyen bir oranda artan) bir bölümünün benimsediği vegan yaşam biçiminin orta vadede daha geniş bir kesim tarafından benimsenmesi ve beslenme zincirini “öldürmeden yönetme” prensibiyle sınırlayabileceğini öngörmek zor olmasa gerek. Bu sürece, artık etkilerini günlük yaşamımızda hissetmeye başladığımız iklim değişimi için alınacak tedbirler açısından da yaklaşmamız gerekiyor. Büyükbaş hayvan yetiştiriciliğinin karbondioksit salınımı üzerindeki küçümsenmeyecek etkisinin, bu sektör üzerinde gelecekte oluşacak baskıların habercisi olduğunu görüyoruz. Şimdilerde dünyaya gelecek çocukların ergenlik dönemlerinde anne-babalarını “hayvan eti yedirerek hem iklimin bozulmasına, hem de hayvan ölümüne ortak oldukları için” suçlamaları olasılığını sanki ciddiye almamızda fayda var.

 

 

Bu çerçeveden bakıldığında bugün laboratuvarlarda, yarın modern üretim tesislerinde kök hücrelerden yetiştirilen, dolayısıyla hayvanların öldürülmesini gerektirmeden hayvansal gıdalarla beslenmemizi mümkün kılan alternatif et üretimi beslenme zinciri açısından güçlü bir seçenek olabilir. Yeni teknolojiler kullanılarak piyasaya sunulan ürünlerin gelişim aşamalarına baktığımızda her yeni çözümün, başlangıçta, tüketicinin karşısına ürkütücü satış fiyatlarıyla çıktığını artık biliyoruz. Alternatif et üretiminin de böyle bir başlangıç yapacağını, zaten projeleri yürütenler açıkça dile getiriyorlar. Bu nedenle ilk ürünlerin piyasaya çıkışları için yaygın kabul gören dana ve sığır eti yerine daha yüksek bedel talep edebilecekleri kanguru ve zebra gibi alternatifler üzerinde çalışıyorlar. Yani yazımızın başlığının doğru bir tarafı var: size bir akşam yemeğinde servis görevlisi arkadaşımız kanguru etinizin nasıl pişmesini istediğinizi sorabilir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir